Elçiler

“The Ambassadors” – “Elçiler” 1533
Hans Holbein ‘ın kompozisyonun alt-orta kısmına yerleştirdiği anamorfik kafatası görüntüsü sanatçıya Dünya çapında büyük ün kazandırmıştır.
Holbein’ in bu eseri hakkında çeşitli hipotezler bulunmaktadır. Bunlardan biri, eserin üç katmandan oluştuğudur. Birinci katman cenneti temsil etmektedir. İlk rafta çizilmiş olan usturlap yani, gök cisimlerinin konumlarını ve yüksekliklerini gözlemlemek üzere kullanılan aygıt ve diğer objeler Cenneti sembolize ederken, ikinci katman yaşanılan Dünyayı, yani alt rafta bulunan enstrümanlar ve kitaplar ile dünyevi değerler işaret edilmektedir. Kafatası ile imlenen üçüncü katman ise Ölümü sembolize etmektedir.
Bir diğer hipotez ise, tablonun merdiven boşluğunda sergileneceği düşünülerek, basamakları çıkan kişinin açı gereği kafatasını fark ederek şaşırması, korkması üzerinedir. Rönesans sanatçıları görüntülerde yarattıkları bu tip perspektif bozulmalarla büyülenmiş izleyicilerine görsel sürprizler hazırlamışlardır. Özellikle mekânın kullanıldığı ve izleyicinin yer değiştirerek belirli bir perspektif yakaladığında farkına varabildiği bu görsel sürprizlere yer veren eserler, etkileşim kavramının etkisini ortaya çıkarır. Seyirci, duvarda asılı duran bir tablonun önüne geçerek izlemektense, her açıdan farklı bir görünüm sunan bu eserler ile mekânın sunduğu olanakları birleştirerek “keşfetme” duygusunu da tadar.
Anamorfoz
Hans Holbein’in “Elçiler” tablosunda bilinçli olarak çarpıtılmış görüntüler sanatsal bir teknikle yapılmıştır. İllüzyon, anamorfik görüntü ve anamorfik sanat gibi çeşitli adlandırmalarla da bilinen Anamorfoz, Rönesans’tan günümüze kadar çeşitli sanat pratiklerinde bazı perspektif kurallar, matematiksel hesaplamalar ve özel yöntemlerle uygulanmış bir yanılsama tekniğidir. Anamorfoz ile eş anlamı olan Anamorfik kelimesinin Eski Yunancada ‘ana =yeniden’ ve ‘morfe=biçim’ sözcüklerinden oluştuğu biliniyor.
Tablodaki anlamsız gözüken imgenin ilginç olmasını sağlayan 24 derecelik bir açı ile eğik ve uzatılmış olmasıdır. John Berger, ölümü simgeleyen bu kafatasının resimde alışılmadık, fizikötesi bir biçimde betimlenmesinin kavramsal ve teknik açıdan önemini şu şekilde açıklamıştı: “Aynadaki görüntü sanatçı tarafından bilinçli olarak çarpıtılmış bir insan kafatası. Görüntü fiziksel gerçeklikte değil çünkü figüre bir ölüyü betimleyen soyutlama uygulanmıştır. Önemli olan Sanatçının kafatasının aynadaki yansımasını resme diğer figürlerden farklı bir açıdan baktığını ve gördüğünün çarpık bir figür olduğunun betimlenmesidir. Kafatası da resmin geri kalan kesimi gibi resmedilseydi fizik ötesi anlamı kalmazdı.
Holbein, “The Ambassadors/Elçiler” ya da “Tacirler” tablosunda Jean de Dinteville ve Georges de Selve ’i adlı tacirleri tasvir etmiştir.
Holbein bu resminde gözün gördüğünden fazlasını barındırır. Sanatçının diğer yaptığı portrelerde bu kadar sembol kullanmadığı görülse de modellerini ele alışı, modelin yaşamını sembollerle anlatması çok başarılıdır.
Sanatçı Elçilerin yaşlarını Roma rakamlarıyla tabloya işlemiştir. Dinteville ’in elinde tuttuğu hançerin kılıfının üzerinde “AETAT/IS SV Æ25” yazmakta ve elçinin resmin yapıldığı 1533 yılında 25 yaşında olduğu, Selve ’nin kolunun altında yer alan kitabın sayfalarında “AET. SV Æ/ 29” yazmakta, bu da onun 29 yaşında olduğunu belirtmektedir.
Jean de Dinteville ‘e baktığımızda üstündeki pahalı, zarif giysiler elçinin zenginliğini vurguluyor. Siyah boyalı giysiler, boyanın o devirde pahalı olması nedeniyle yalnızca zenginler tarafından giyilebiliyordu. Siyah, aynı zamanda sanatçılar tarafından zekâyı sembolize etmek için kullanılan bir renkti.
Georges de Selve ‘ye baktığımızda gözümüze çarpan mütevazı kıyafetler onun Katolik Kilisesi’nde rahip olduğunu betimlemekte. Georges aynı zamanda Papa’nın elçisi olarak görev yapmaktaydı.
Resmin ortasında, elçilerin arasındaki masanın üstünde farklı amaçlarla kullanılan araç gereçler yer almakta. Bu eşya Tacir ve Papalık Elçisinin seyahatlerde aldıkları eşyaları izleyiciye göstererek Elçilik görevlerine vurgu yapılmıştır. Üst rafta objeler denizcilikle ilgili iken, alt rafta elçilerin dünyevi ilgileri yansıtılmıştır.
16.yüzyılda yapılan coğrafi keşifler Avrupalıların dünyaya bakış açısını değiştirdi.
Taşınabilir güneş saatinin üzerindeki tarih 11 Nisan’ı gösteriyor. Bu tarih, 1533 yılında paskalya yortusundan önceki cumaya Hristiyan takviminde İsa’nın çarmıha gerildiği güne denk geliyor. Buna göre, resimdeki güneş saati çarmıhta kurban edilen İsa’yı simgeliyor.
Masanın üst bölümünde, bir Gök-Küre, silindir Güneş Saati, Ekvatoral Güneş Saati, zamanı ölçmek için kullanılan iletki, yatık duran bir Torquetum, bir Türk halısı, alt bölümde ise, bir Yer Küre, bir Aritmetik Kitabı, bir teli kopmuş Lavta ve Martin Luther’e ait bir İlahi kitabıdır.
Küre, dini reformların dünyayı tepe takla ettiklerini simgelercesine baş aşağı duruyor. Lavtanın (telli çalgı) tellerinden biri kopmuş ve setin içinden bir flüt eksik. Her ikisi de dini fikir ayrılıklarını simgeliyor.
Alt rafta açık resimlenen kitap Martin Luther’e aittir. Açık olan sayfada “Gel kutsal hayalet, ruhlarımızı uyandır” yazılıdır. O dönemde Alman din reformcusu Martin Luther’in yazıları Avrupa Katolik Kilisesi’ni bölüyordu. Kitabın matbu olması matbaanın devrimci rolüne eşlik eder.
Perde aralıklarından birinde belli belirsiz bir çarmıh (İsa’nın üzerinde öldüğü haçın temsili) görülüyor. Bu figür Hristiyanlıkta ölümden sonraki yaşamı simgeliyor. Sanatçı aynı resme Kafatası yani ölümü çağrıştıran figürü koyarak yaşamla ölüm arasındaki karşıtlığa atıfta bulunmuştur.



